BANKA TÜKETİCİ VE KONUT KREDİSİ - YARGI KARARLARI IŞIĞINDA KREDİ MASRAF İADESİ

A) GİRİŞ :

Tüketici’nin kullanmış olduğu ve özelinde banka ve finans kuruluşlarınca sağlanmış olan tüm kredilerin kullanılmasından doğan hukuki ihtilaflara, yargı kararları ışığı altında makalemizde konuyu sadeleştirerek ve yer yer özet şeklinde vermeye çalışacağız.

Tüketici Kredileri her ne isim altında olursa olsun, tüketiciler yönünden bankalar ve finansman kuruluşlarınca sağlanan nakdi kredilerdir. Bu tür kredilerin verilmesinde genel kanun hükümlerinin yanında (Borçlar Kanunu, Medeni Kanun, Ticaret Kanunu vb.) özel kanunlar ile “Tüketici Kredileri“ kullanımından doğan kanun ve yönetmelikler de Tüketici Hukuku mevzuatımızda yer almışlardır.

Bu konudaki kanunlardan bazıları aşağıda verilmiştir.

4077 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun,
5582 Sayılı Konut Finansmanı Sistemine İlişkin Değişiklik Kanunu,
5411 Sayılı Bankacılık Kanunu,
6098 Sayılı Borçlar Kanunu,
6102 Sayılı Ticaret Kanunu,
3095 Sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun,
2499 Sayılı Sermaye Piyasası Kanunu,
492  Sayılı Harçlar Kanunu,

Konumuzla ilgisi bakımından bazı temel yönetmelikler de aşağıda verilmiştir.

Tüketici Sözleşmelerindeki Haksız Şartlar Yönetmeliği,
Tüketici Kredisi Erken Ödeme Yönetmeliği,
Konut Finansmanı Sözleşme Öncesi Bilgi Formu Usul ve Esasları Yönetmeliği,
Bankaların Kredi İşlemlerine ilişkin Yönetmelik,
Konut Finansmanı Kapsamındaki Kredilerin Yeniden Finansmanına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik,
Tüketici Sorunları Hakem Heyetleri Yönetmeliği,

Bankacılık hizmetleri; gerçek kişilere verilen her çeşit krediler, 4077 Sayılı Kanun kapsamında sayılırlar. Buna karşılık Bankacılık faaliyetleri özel bir kanun olan 5411 Sayılı Bankacılık Kanunu’na tabidir. Bankalar karşısında özel veya tüzel kişiler hakkında koruyucu düzenlemeler Bankacılık Kanununda yer alır. Ayrıca Bankacılık Kanununda yer alan bütün işlem, fiil ve işler ticari iş sayılır ve tarafların tacir olup olmadığına bakılmaksızın, Bankacılık Kanununda düzenlenen hususlardan doğan hukuk davaları ticari dava sayılır.

Ancak, 4077 sayılı kanunda kredi verenler için yetkili banka ifadesine yer verildikten sonra, değişik maddelerde de bankalarca verilen tüketici kredileri, konut finansman kuruluşları olan bankaların tüketicilere verdikleri konut kredileri gibi ifadelerden doğan düzenlemelere yer verilmiştir. Bu sebeple bu kredilere ilişkin hukuki ihtilaflar tüketici kanunundan doğan tüketici davası sayılır.

Bu genel bilgilerden sonra,  4077 sayılı Kanunu’nun özellikle; Tüketici Kredisi (4077 s.k.md.10), Konut Finansman Sözleşmeleri (4077 s.k.md.10/B)’ sinde düzenlenen “Tüketici ve Konut Finansmanı Kredileri” ile ilgili bu maddelerin her birinde yer alan düzenlemeler doğrultusunda, 4077 sayılı Tüketicinin Korunması hakkındaki bu kanun açısından ortaya çıkan ve yargıya intikal etmiş masraf iadesine ilişkin hukuki sorunlar, yine yargı kararları ışığı altında incelenecektir.

a) Tüketici Kimdir?

Bir mal veya hizmeti ticari veya mesleki olmayan amaçlarla edinen, kullanan veya yararlanan gerçek  ya da tüzel kişi tüketicidir. (4077 s.k.md.3/e).

Kamu tüzel kişileri de dahil olmak üzere ticari veya mesleki faaliyetleri kapsamında tüketiciye mal sunan gerçek veya tüzel kişileri de satıcı sayılır. (4077 s.k.md.3/f) Kamu tüzel kişileri de dahil olmak üzere ticari veya mesleki faaliyetleri kapsamında tüketiciye hizmet sunan gerçek veya tüzel kişiler de sağlayıcıdırlar. (4077 s.k.md.3/g) Bir ücret veya menfaat karşılığında yapılan  mal sağlama dışındaki her türlü faaliyet hizmet olarak tanımlanmıştır. (4077 s.k.md.3/d)

Mal veya hizmet piyasalarında tüketici ile satıcı-sağlayıcı arasında yapılan her türlü hukuki işlem tüketici işlemi sayılır. (4077 s.k.md.3/h)

b) Tüketici kredisi nedir?

Tüketici Kredisi; Tüketicilerin bir mal veya hizmet edinmek amacıyla kredi verenden nakit olarak aldıkları kredidir. şeklinde tanımlanmıştır.

Tüketici kredisi sözleşmesinin taraflarını tüketici ile banka veya finansman şirketi oluşturmaktadır. Tüketici kural olarak bir gerçek kişi, istisnai olarak bir tüzel kişidir. Banka kredileri başlıca nakdi ve gayri nakdi krediler olarak sınıflandırılmakta; ancak sadece nakdi krediler tüketici kredisi sayılmaktadır.

Bankalar tarafından gerçek kişilere verilen nakdi krediler, bireysel kredi olarak tanımlanmakta, tüketici kredileri bunların bir bölümünü oluşturmaktadırlar. Bireysel nakdi kredilerin, tüketici kredisi sayılması için kredinin mal veya hizmet edinme amacıyla verilmesi gerekmektedir. Bu amacın gerçekleşmesi için ise; gerçek kişinin mal veya hizmet edinmek amacıyla bankadan kredi talep etmesi ve bankanın da tüketici kredisi vermeyi kabul etmesi gerekir.

Gerçek kişiye tüketici kredisi talep etmeden nakdi kredi tahsisi halinde, bu kredi herhangi bir bireysel kredi işlemi görecek ve bankanın, gerçek kişinin aldığı krediyi nerede, nasıl ve ne amaçla kullanacağını araştırma yükümlülüğü bulunmayacaktır.

Ancak, kredi veren bankanın tüketici kredisi sözleşmesi yapıp yapmayacağı ve bu sözleşmenin yasal şartlarının neler olacağı hususu, öncelikle Tüketici Kanunu ve özel kanun olan Bankacılık Kanunu açısından değerlendirilecektir.

B) TÜKETİCİ KREDİ SÖZLEŞMELERİ

a) Tüketici Kredisi

         Madde 10- (Değişik: 6/3/2003-4822/15 md.)

Tüketici kredisi, tüketicilerin bir mal veya hizmet edinmek amacıyla kredi verenden nakit olarak aldıkları kredidir. Tüketici kredisi sözleşmesinin yazılı olarak yapılması ve bu sözleşmenin bir nüshasının tüketiciye verilmesi zorunludur. Taraflar arasında akdedilen sözleşmede öngörülen kredi şartları, sözleşme süresi içerisinde tüketici aleyhine değiştirilemez.

Sözleşmede;

a) Tüketici kredisi tutarı,
b) Faiz ve diğer unsurlarla birlikte toplam borç tutarı,
c) Faizin hesaplandığı yıllık oran,
d) Ödeme tarihleri, anapara, faiz, fon ve diğer masrafların ayrı ayrı belirtildiği ödeme planı,
e) İstenecek teminatlar,
f) Akdi faiz oranının yüzde otuz fazlasını geçmemek üzere gecikme faizi oranı,
g) Borçlunun temerrüde düşmesinin hukuki sonuçları,
h) Kredinin vadesinden önce kapatılmasına ilişkin şartlar,
ı) Kredinin yabancı para birimi cinsinden kullandırılması durumunda, geri ödemeye ilişkin taksitlerin ve toplam kredi tutarının hesaplanmasında, hangi tarihteki kurun dikkate alınacağına ilişkin şartlar,

Yer alır.

Kredi veren, taksitlerden birinin veya birkaçının ödenmemesi halinde kalan borcun tümünün ifasını talep etme hakkını saklı tutmuşsa, bu hak; ancak kredi verenin bütün edimlerini ifa etmiş olması durumunda ve tüketicinin birbirini izleyen en az iki taksidi ödemede temerrüde düşmesi halinde kullanılabilir. Ancak kredi verenin bu hakkını kullanabilmesi için en az bir hafta süre vererek muacceliyet uyarısında bulunması gerekir.

Tüketici kredisinin teminatı olarak şahsi teminat verildiği hallerde, kredi veren, asıl borçluya başvurmadan, kefilden borcun ifasını isteyemez.

Tüketici, kredi verene borçlandığı toplam miktarı önceden ödeyebileceği gibi aynı zamanda vadesi gelmemiş bir ya da birden çok taksit ödemesinde de bulunabilir. Her iki durumda da kredi veren, ödenen miktara göre gerekli faiz ve komisyon indirimini yapmakla yükümlüdür. Bakanlık ödenen miktara göre gerekli faiz ve komisyon indiriminin ne oranda yapılacağının usul ve esaslarını belirler.

Kredi verenin, tüketici kredisini, belirli marka bir mal veya hizmet satın alınması ya da belirli bir satıcı veya sağlayıcı ile yapılacak satış sözleşmesi şartı ile vermesi durumunda satılan malın veya hizmetin hiç ya da zamanında teslim veya ifa edilmemesi halinde kredi veren tüketiciye karşı satıcı veya sağlayıcı ile birlikte müteselsilen sorumlu olur.

Kredi verenin ödemeleri bir kıymetli evraka bağlaması ya da krediyi kıymetli evrak kabul etmek suretiyle teminat altına alması yasaktır. Bu yasağa rağmen tüketiciden bir kıymetli evrak alınacak olursa, tüketici bu kıymetli evrakı kredi verenden geri istemek hakkına sahiptir. Ayrıca, kredi veren kıymetli evrakın ciro edilmesi sebebiyle tüketicinin uğradığı zararı tazmin etmekle yükümlüdür.

C) KONUT FİNANSMANI TÜKETİCİ KREDİLERİ

a) Genel Olarak

Konut Kredileri açısından;

Tüketici: “Bir mal veya hizmeti ticari veya mesleki olmayan amaçlarla edinen, kullanan veya yararlanan gerçek ya da tüzel kişi ile konut yapı kooperatiflerinin gerçek kişi ortaklarıdır.” (Konut Finansmanı Sözleşme Öncesi Bilgi Formu Usul ve Esasları hakkında Yönetmelik md.3/ğ)

Kredi sözleşmesi: “Tüketicilerin konut edinmeleri, sahip oldukları konutların teminatı altında kredi kullanabilmeleri veya bu kapsamdaki kredilerin yeniden finansmanı amacıyla kredi kullanabilmeleri için tüketici ile konut finansmanı kuruluşu arasında düzenlenen sözleşmeyi ifade etmektedir.” (Konut Finansmanı Sözleşme Öncesi Bilgi Formu Usul ve Esasları hakkında Yönetmelik md.3/f)

İlgili yönetmeliğin en önemli maddesi sorumluluk hususunu düzenleyen ve konut finansmanı kuruluşları için bağlayıcı olan 5.md.’sidir.  Finansmanın türüne göre, 6 ncı ve 7 nci maddelerde belirlenen Sözleşme Öncesi Bilgi Formu’nun, sözleşme öncesinde tüketiciye yazılı olarak verilmesi konut finansmanı kuruluşunun sorumluluğundadır. Sözleşme Öncesi Bilgi Formunun tüketiciye yazılı olarak verilmesini takip eden 1 iş günü geçmeden imzalanan sözleşmeler geçersizdir. Bu bilgiler konut finansmanı kuruluşları için bağlayıcı niteliktedir. (Konut Finansmanı Sözleşme Öncesi Bilgi Formu Usul ve Esasları hakkında Yönetmelik md.5/(1))

Kredi sözleşmelerine ilişkin sözleşme öncesi bilgi formu; Konut finansmanı kuruluşları tarafından tüketicilere sözleşmenin akdinden önce verilecek olan bilgilendirme formu; sabit, değişken veya sabit ve değişken faizin birlikte uygulandığı faiz seçenekleri için ayrı ayrı ve en az oniki punto koyu siyah harflerle düzenlenmesi ve ilgili maddede yer alan bilgileri içermesi zorunludur. (Konut Finansmanı Sözleşme Öncesi Bilgi Formu Usul ve Esasları hakkında Yönetmelik md.6/(1))

5582 sayılı Konut Finansmanı Sistemine İlişkin Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkındaki Kanun ile 4077 sayılı Kanuna 10/B maddesi ile Konut Finansman Sözleşmeleri başlıklı aşağıdaki madde eklenmiştir.

b) Konut Finansman Sözleşmeleri

         Madde 10/B – (Ek: 21/2/2007-5582/24 md.)

Konut finansmanı kuruluşları tüketicilere sözleşme öncesinde kredi veya finansal kiralama işlemleri ile ilgili genel bilgiler vermek ve tüketiciye teklif ettikleri kredi veya finansal kiralama sözleşmesinin koşullarını içeren Sözleşme Öncesi Bilgi Formu vermek zorundadır. Tüketici teklifi kabul edip etmemekte serbesttir.

Konut finansmanı kuruluşları tarafından verilecek genel bilgilerin kapsamı ve Sözleşme Öncesi Bilgi Formunun standartları ilgili birliklerin görüşü alınmak suretiyle Bakanlık tarafından belirlenir. Sözleşme Öncesi Bilgi Formunun tüketiciye verilmesini takip eden bir iş günü geçmeden imzalanan sözleşme geçersizdir.

Konut finansmanı sözleşmelerinin yazılı olarak yapılması ve bu sözleşmenin bir nüshasının tüketiciye verilmesi zorunludur. Taraflar arasında akdedilen sözleşmede öngörülen şartlar, sözleşme süresi içerisinde tüketici aleyhine değiştirilemez. Borçlunun temerrüde düşmesi halinde konut finansmanı kuruluşu borçluya temerrüt tarihinden itibaren beş iş günü içerisinde iadeli taahhütlü posta yoluyla bildirimde bulunmakla yükümlüdür. Konut finansmanı kuruluşu, geri ödemelerin yapılmaması halinde kalan borcun tümünün ifasını talep etme hakkını saklı tutmuşsa, bu hak ancak tüketicinin birbirini izleyen en az iki ödemede temerrüde düşmesi halinde kullanılabilir. Konut finansmanı kuruluşunun bu hakkını kullanabilmesi için en az bir ay süre vererek muacceliyet uyarısında bulunması gerekir.

Finansal kiralama işlemlerinde, tüketicinin muacceliyet uyarısında verilen sürenin sona ermesini takiben, konut finansmanı kuruluşu kalan borcun tamamını ifa etme hakkını kullanmak üzere finansal kiralama sözleşmesini feshettiği takdirde, konutu derhal satışa çıkarmakla yükümlüdür. Konut finansmanı kuruluşu satış öncesinde konut için 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanununun 22 nci maddesinin birinci fıkrasının (r) bendi uyarınca yetki verilmiş kişi veya kurumlara kıymet takdiri yaptırtır. Takdir edilen kıymet, satıştan en az on iş günü önce tüketiciye bildirilir. Konut finansmanı kuruluşu takdir edilen kıymeti dikkate alarak basiretli bir tacir gibi davranmak suretiyle konutun satışını gerçekleştirir. Tüketici, konut finansmanı kuruluşunun zararının konutun satışından elde edilen bedeli aşan kısmından sorumludur. Konutun satışından elde edilen bedelin kalan borcu aşması halinde aşan kısım tüketiciye ödenir. Konut finansmanına yönelik finansal kiralama işlemlerinde 3226 sayılı Finansal Kiralama Kanununun 7, 25 ve 31 inci maddeleri uygulanmaz.

Konutun satışının gerçekleştirilmesi ve elde edilen bedelin kalan borcu aşan kısmının tüketiciye ödenmesini takiben tüketici veya zilyedliğin devredilmiş olması halinde zilyedliği elinde bulunduran üçüncü şahıslar konutu tahliye etme yükümlülüğü altındadır. Konutun tahliye edilmemesi halinde konut sahibi 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanununun 26 ncı ve 27 nci maddeleri uyarınca tüketici veya zilyedliğin devredilmiş olması halinde zilyedliği elinde bulunduran üçüncü şahıslar aleyhine icra yoluna başvurabilir.

Kullanılan finansmanın teminatı olarak şahsi teminat verildiği hallerde, konut finansmanı kuruluşu asıl borçluya ve diğer teminatlara başvurmadan, kefilden borcun ifasını isteyemez.

2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanununun 38/A maddesinin birinci fıkrasında tanımlı konut finansmanından kaynaklanan işlemlerde kredi veren konut finansmanı kuruluşu, krediyi belirli bir konutun satın alınması ya da belirli bir satıcı ile yapılacak satış sözleşmesi şartı ile vermesi durumunda, konutun hiç ya da zamanında teslim edilmemesi halinde kredi veren satıcı ile birlikte, tüketiciye karşı, kullandırılan kredi miktarı kadar müteselsilen sorumlu olur. Konut finansmanı kuruluşları tarafından verilen kredilerin ipotek finansmanı kuruluşlarına, konut finansmanı fonlarına veya ipotek teminatlı menkul kıymet teminat havuzlarına devrolması halinde dahi, kredi veren konut finansmanı kuruluşunun sorumluluğu devam eder. Krediyi devralan kuruluş bu madde kapsamında sorumlu olmaz.

Konut finansmanı kuruluşunun ödemeleri bir kıymetli evraka bağlaması ya da kıymetli evrak kabul etmek suretiyle teminat altına alması yasaktır. Bu yasağa rağmen tüketiciden bir kıymetli evrak alınacak olursa, tüketici bu kıymetli evrakı konut finansmanı kuruluşundan geri isteme hakkına sahiptir. Ayrıca, konut finansmanı kuruluşu kıymetli evrakın başkasına devri sebebiyle tüketicinin uğradığı zararı tazmin etmekle yükümlüdür.

Kredilerde geri ödeme tutarlarının, finansal kiralama işlemlerinde ise kira bedellerinin anaparayı aşan kısmı bu madde kapsamında faiz olarak kabul edilir.

Sözleşmede belirtilmek suretiyle konut finansmanına yönelik kredilerde ve finansal kiralama işlemlerinde faiz oranı sabit, değişken veya aynı kredi için her iki yöntem esas alınmak suretiyle belirlenebilir. Oranın sabit olarak belirlenmesi halinde sözleşmede başlangıçta belirlenen oran her iki tarafın ortak rızası dışında değiştirilemez. Oranın değişken olarak belirlenmesi halinde ise, başlangıçta sözleşmede belirlenen oran, dönemsel geri ödeme tutarı yine başlangıçta sözleşmede belirlenecek olan azami dönemsel geri ödeme tutarını aşmamak koşuluyla ve yine sözleşmede belirlenecek yurt içinde veya yurt dışında genel kabul görmüş ve yaygın olarak kullanılan bir endeks baz alınarak değiştirilebilir. Oranların değişken olarak belirlenmesi halinde bu yöntemin muhtemel etkileri konusunda tüketicilerin bilgilendirilmesi şarttır. Bu amaçlarla kullanılabilecek referans faizler ve endeksler Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, tüketicilerin bilgilendirilme yöntemlerine ilişkin usûl ve esaslar ise Bakanlık tarafından belirlenir.

Tüketici, konut finansmanı kuruluşuna borçlandığı toplam miktarı önceden ödeyebileceği gibi aynı zamanda bir ya da birden çok ödemeyi vadesinden önce yapabilir. Her iki durumda da konut finansmanı kuruluşu, vadesinden önce ödenen taksitler için gerekli faiz indirimini yapmakla yükümlüdür. Ödenen miktara göre gerekli faiz indiriminin ve kredinin tüketiciye yıllık maliyet oranının hesaplanmasında Bakanlık tarafından çıkartılan ilgili yönetmelik hükümleri uygulanır.Faiz oranının sabit olarak belirlenmesi halinde, sözleşmede yer verilmek suretiyle, bir ya da birden fazla ödemenin vadesinden önce yapılması durumunda konut finansmanı kuruluşu tarafından tüketiciden erken ödeme ücreti talep edilebilir.

Erken ödeme ücreti gerekli faiz indirimi yapılarak hesaplanan ve tüketici tarafından konut finansmanı kuruluşuna erken ödenen tutarın yüzde ikisini geçemez. Oranların değişken olarak belirlenmesi halinde tüketiciden erken ödeme ücreti talep edilemez.

Konut finansmanı sözleşmelerinde asgari olarak aşağıdaki unsurlara yer verilmesi zorunludur:

a) Konut kredisi sözleşmeleri için kredi tutarı, finansal kiralama sözleşmeleri için toplam kira bedeli,
b) Kredi sözleşmeleri için üzerine ipotek tesis edilen konuta, finansal kiralama sözleşmeleri için finansal kiralamaya konu olan konuta ilişkin bilgiler,
c) Yıllık faiz oranı ve yıllık maliyet oranı (değişken faizli sözleşmelerde yıllık faiz oranı ve yıllık maliyet oranı başlangıç ve azami faiz oranı için ayrı ayrı hesaplanır),
d) Toplam borç tutarının anapara, faiz ve diğer giderler itibarıyla dağılımı (değişken faizli sözleşmelerde başlangıç faiz oranı veya kira bedeli ve azami faiz oranı veya kira bedeli esas alınarak hesaplanacak toplam borç tutarları),
e) Değişken faizli sözleşmelerde baz alınan endeks ve faiz oranındaki veya kira bedellerindeki değişmenin hesaplanma yöntemi,
f) İlk yıl için dönemsel olarak, kalan yıllar için yıllık olarak hazırlanan, ödenen anapara, ödenen faiz, diğer giderler, kalan anapara, ilgili dönemler için geri ödeme veya kira bedellerinin yer aldığı ödeme planı (Değişken faizli sözleşmelerde, başlangıç ve azami faiz oranları kullanılarak iki ayrı ödeme planı oluşturulur.),
g) Geri ödeme veya kira ödeme sayısı, ödeme tarihleri, belirlenen ödeme tarihinin resmi tatile gelmesi durumunda ödemelerin ne zaman yapılacağı, ilk ve son ödeme tarihleri,
h) İstenecek teminatlar,
i) Ödemelerde temerrüde düşülmesi halinde, kredi sözleşmeleri için akdi faiz oranının (değişken faizli sözleşmelerde cari faiz oranının) yüzde otuz fazlasını geçmemek üzere gecikme faizi oranı, finansal kiralama sözleşmeleri için uygulanacak gecikme faiz oranı,
j) Borçlunun temerrüde düşmesinin hukuki sonuçları,
k) Kredi geri ödemelerinin veya kira ödemelerinin vadesinden önce yapılmasına ilişkin şartlar ve sabit faizli sözleşmelerde erken ödeme ücreti öngörülmekte ise hesaplanmasına ilişkin esaslar,
l) Kredinin veya kira bedellerinin yabancı para birimi cinsinden belirlenmesi durumunda, kira ve geri ödeme tutarları ile toplam borç tutarının hesaplanmasında, hangi tarihteki kurun dikkate alınacağına ilişkin şartlar,
m) Sözleşmeye konu olan konutta kıymet takdiri yapılmasını gerektirebilecek haller ve kıymet takdirinin kimler tarafından yapılabileceği,
n) Varsa sözleşmeye konu olan konuta ilişkin sigorta bilgileri.

Tüketiciye gönderilecek dönemsel ödeme dekontlarında ödemelerin onbeşinci fıkranın (d) bendinde yer aldığı şekliyle dağılımına ve kalan borç miktarına yer verilir. Bu maddenin uygulanmasında, konut yapı kooperatiflerinin gerçek kişi ortakları tüketici kabul edilir.

D) TÜKETİCİ KREDİLERİNİN BAZI GENEL ÖZELLİKLERİ

a) Tüketici Kredilerinde Hayat Sigortası ve Konut Sigortası yaptırmanın zorunlu olmadığı

Konut kredilerinde; rehin alınan taşınmazlarla ilgili ve bankanın riskini temin eden “dain ve mürtehin” lehine konut sigortası ve kredilerin uzun yıllara yayılan vadelerde olmaları  nedeniyle, kredi borçlusunun hayat sigortası yaptırması ve kredi kullananın vefatı halinde bankanın kredi alacağı için sigorta şirketine başvurması elbetteki önem taşımaktadır.

Ancak unutulmamalıdır ki, banka lehine zaten “Şahsi Müşterek ve Müteselsil Kefil” yapılarak alınan teminatlı kredi sözleşmelerinde ayrıca özellikle konut üzerine “İpotek” tesisi ile verilen kredi ve DASK poliçesi ile kredi zaten teminat altına alınmaktadır.

Bilgi Formu ile ilgili Yönetmelikte “Formun ön yüzünde yer alacak şekilde en az on altı punto ve koyu siyah harflerle, hayat sigortası, konut sigortası gibi yapılması isteğe bağlı sigortaların yaptırılmasının zorunlu olmadığına dair ibarenin yazılması gerekmektedir.” denilmektedir. (Konut Finansmanı Sözleşme Öncesi Bilgi Formu Usul ve Esasları  hakkında Yönetmelik md.6/(2))

Tüketicinin sigorta yaptırmaya zorlanamayacağı kuşkusuzdur. Tüketici sigorta yaptırmayı kabul ettiği takdirde bu yükümlülüğün konut kredisi sözleşmesine ayrıca eklenmesi; sigortaların her yıl yenilenmesinin zorunlu olduğu için tüm prim maliyetlerinin tutarı konusunda tüketicinin bilgilendirilmesi sonrasında tarafların karşılıklı anlaşması ve müzakere edilerek tüketicinin kabulü halinde ve bu hususu kendi el yazısı ve ayrıca imzası ile tasdiki halinde bu hususun haksız şart oluşturmayacağını düşünmekteyiz.

Diğer sıkıntı yaratan bir hususun da, genellikle bankalar ve kredi veren kuruluşlarının tamamının bu sigortaları zorunlu olan kendi bankalarının iştiraki olan sigorta şirketlerinden yaptırılmasında diretmeleridir.

Aynı türden koruyucu sigortaların başka sigorta şirketlerinin tüketici tarafından çeşitli sebeplerle tercih edilebilmesi mümkün iken, kredi veren banka ve finans kuruluşlarının bunu da kabul etmekte genellikle isteksiz davrandıkları, hatta sigortanın kendi iştiraki olan sigorta şirketlerince yaptırılmasının tüketici tarafından kabul edilmediği durumlarda tüketicilere kredi veremeyeceklerini beyan ettikleri de bilinmektedir.

Unutulmamalıdır ki, “.. Aksine bir teamül, ticarî örf veya adet yoksa, satıcı bir mal veya hizmetin satışını o mal veya hizmetin kendisi tarafından belirlenen miktar, sayı veya ebat gibi koşullara ya da başka bir mal veya hizmetin satın alınmasına bağlı kılamaz. (4077 s.k.md.5/3.fıkra) Bu hususa riayet edilmediği her hal haksız şart sayılacak ve tüketici aleyhine değerlendirilebilecektir.

b) Tüketici Kredilerinin verilmesinin başka bir hizmete bağlı kılınamayacağı

Tüketici kredileri “… Aksine bir teamül, ticarî örf veya adet yoksa, satıcı bir mal veya hizmetin satışını o mal veya hizmetin kendisi tarafından belirlenen miktar, sayı veya ebat gibi koşullara ya da başka bir mal veya hizmetin satın alınmasına bağlı kılamaz.” (4077 s.k.md.5)

Tüketici Kredilerinin kullandırılması bu madde hükmüne rağmen, banka ve finans kuruluşları tarafından bazen; kredilerin kullandırılması için, zorunlu olmamasına rağmen hayat ve konut sigortaları yaptırılmasına, kredi ödemeleri için Vadesiz ve/veya kredili avans mevduat hesabı açılması şartına ve/veya aynı banka veya kredi finans kuruluşundan kredi kartı alınmasına yine ve/veya birden fazla fatura ödemeleri için açılacak vadesiz mevduat hesabı açılarak otomatik ödeme talimatlarına verilmesi şartlarına tabi tutulduğu görülmektedir.

c) Tüketici ve Konut Kredilerinde Kefillerin Durumu

Tüketici Kredilerinde “Tüketici kredisinin teminatı olarak şahsi teminat verildiği hallerde, kredi veren, asıl borçluya başvurmadan, kefilden borcun ifasını isteyemez.” (4077 s.k.md.10/3.fıkra son cümle)

Konut Kredisi içinde benzer bir hüküm yine 4077 sayılı Tüketicinin Koruması Hakkındaki Kanunun md.10/B, 8.fıkra hükmünde yer alan düzenlemeye göre “… Kullanılan finansmanın teminatı olarak şahsi teminat verildiği hallerde konut finansmanı kuruluşu asıl borçluya ve diğer teminatlara başvurmadan kefilden borcun ifasını isteyemez.” denilmiştir.

Yine aynı maddenin 5.fıkrasında yapılan düzenlemeye göre “konut finansman kuruluşu geri ödemelerin yapılmaması halinde kalan borcun tümünün ifasını talep etme hakkını saklı tutmuşsa bu hak ancak tüketicinin birbirini izleyen en az iki taksiti ödemede  halinde temerrüde düşmesi halinde kullanılabilir. Bu hakkın kullanılabilmesi için en az bir ay süre verilerek muaccelliyet uyarısında bulunması zorunludur.” ifadesine yer verilmiştir.

Her ne kadar bazı Kredi Sözleşmelerinde, banka ve kredi finans kuruluşları tarafından ısrarla sözleşme maddelerine, yeni Borçlar Kanunu’nun Kefalete ilişkin “Müteselsil Kefil” olduğu hususunda hükümler koyup imzalatarak; “Kefil, müteselsil kefil sıfatıyla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girmeyi kabul etmişse alacaklı, borçluyu takip etmeden veya taşınmaz rehnini paraya çevirmeden kefili takip edebilir. Ancak, bunun için borçlunun, ifada gecikmesi ve ihtarın sonuçsuz kalması veya açıkça ödeme güçsüzlüğü içinde olması gerekir. Alacak, teslime bağlı taşınır rehni veya alacak rehni ile güvenceye alınmışsa, rehnin paraya çevrilmesinden önce kefile başvurulamaz. Ancak, alacağın rehnin paraya çevrilmesi yoluyla tamamen karşılanamayacağının önceden hâkim tarafından belirlenmesi veya borçlunun iflas etmesi ya da konkordato mehli verilmesi hâllerinde, rehnin paraya çevrilmesinden önce de kefile başvurulabilir.” (6098 sayılı yeni Borçlar Kanunu md.586) hükmüne dayanabileceklerini iddia ediyorlar ise de;

Özel Kanun olan 4077 sayılı Kanun’un 10.md ve 10/B md.leri tüketici kredileri ve konut kredilerinde öncelikle uygulanacağı için Yargıtay da içtihatlarında kefalet yönünden öncelikle 4077 sayılı Tüketici Kanuna uyulması gerektiğine hükmetmektedir. Yasada yapılan bu açık düzenlemeye göre tüketici kredilerinde verilen şahsı teminat adi kefalet niteliğindedir. Asıl borçluya başvurmadan kefil hakkında dava açılması veya takip yapılması mümkün değildir. Bu husus takip koşulu veya dava şartıdır.

Kredi için rehin verildi ise öncelikle rehnin paraya çevrilmesi zorunludur. Sonuç olarak asıl borçlu hakkında yapılan takip haciz vesikasına bağlanmadan ve rehin paraya çevrilmeden, kefil hakkında icra takibi yapılması mümkün değildir. Bu husus dava şartıdır. Bu nedenle hakim tarafından resen dikkate alınır. (HGK 22.02.2008 tarih, 2008/13-160 E., 2008/147 K; Yargıtay 13.HD, 06.10.2008 tarih, 2008/4057 E. 2008/11201 K.sayılı kararı, Yargıtay 13.HD, 24.01.2011 tarih, 2010/11378 E. 2011/602 K. sayılı kararı,)

d) Tüketici Kredilerinde Yasal ve/veya Avans Faiz istenebilmesi – Faizin, Avans faizi talebi yönünden reddi, yasal faiz talebi yönünden kabulü halinde Karşı Vekalet Ücreti

Bankalar ve Finans Kuruluşları Masraf İadeleri taleplerinde faizden sorumluluk şartlarının doğmasına ilişkin savunmalarını genellikle, 6098 sayılı yeni Borçlar Kanunu’nun 117. ve 118.md dayandırarak, masrafların kesinti tarihinden değilde, bankanın temerrüde düşürülmüş sayılmasını gerektirecek olan ihtarname, hakem heyeti veya Tüketici Mahkemesine başvurma tarihi ile mümkün olduğunu ve faizin istenebilmesi için başlangıç tarihinin bu sayılanlardan başlayan tarihler olması gerektiğini ileri sürmektedirler.

Ancak,bilindiği üzere; “Bankalar, Anonim Şirket statüsünde olup, kredi sağlama, kredi verme ve topladıkları kredileri değerlendirme gibi bir çok işi gerçekleştirirler. Esas faaliyet alanı itibariyle sürekli parayla iştigal etmektedirler.

Kural olarak temerrüt B.K. 101 vd., (Yeni 6098 s.k.117.vd) madde hükümlerine tabidir. Ancak bankanın faaliyet alanı değerlendirildiğinde, haksız surette alınan yıllık aidat bedellerinin hesaba girdiği andan itibaren banka tarafından nemalandırıldığı ve bundan gelir elde edildiği kuşkusuzdur.

Genel hukuk prensiplerinden olan “hiç kimse kendi kusuruna dayanarak menfaat elde edemez” ilkesi gözetildiğinde, bankanın yasal dayanağı olmaksızın aldığı üyelik ücretlerini hesabına girdiği andan itibaren avans faizi ile birlikte iade etmesi hakkaniyet ve adalete uygun olur. (Ankara 7.Tüketici Mahkemesi 24.03.2009 tarih ve 2008/515 Esas, 2009/141 Karar sayılı kesin kararı)

Bilindiği gibi 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun’un Kanuni Faize ilişkin 1.md’si ile Temerrüt faizine ilişkin 2.md’si ile TTK 21/1 maddesi gereğince tüzel kişi tacirin her türlü iş ve işleminin ticari olması asıldır.

TTK 21/II maddesine göre taraflardan yalnız biri için ticari iş mahiyetinde olan sözleşmeler kanunda aksine hüküm olmadıkça diğeri içinde ticari iş sayılır. 3095 sayılı Kanuni faiz ve Temerrüt faizine ilişkin kanunun 1. maddesi gereğince Borçlar Kanunu ve Türk Ticaret Kanununa göre faiz ödenmesi gereken hallerde miktarı sözleşme ile tesbit edilmemişse, bu ödeme yıllık yüzde oniki oranı üzerinden yapılır. Bakanlar Kurulu, bu oranı aylık olarak belirlemeyle yüzde onuna kadar indirmeye veya bir katına kadar artırmaya yetkilidir.  Aynı yasanın 2/1 maddesi gereğince temerrüde düşen borçlu sözleşme ile aksi kararlaştırılmadıkça birinci maddede belirtilen orana göre temerrüt faizi ödemeye mecburdur. 2/II maddesince TC Merkez Bankası önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli oranlar için uyguladığı faiz oranı yukarıda açıklanan miktardan fazla ise, arada sözleşme olmasa bile ticari işlerde temerrüt faizi bu oran üzerinden istenebilir.

Yukarıda açıklanan yasa hükümlerine göre davacının tacir olması nedeniyle 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine ilişkin Kanunun 2/II maddesi gereği davacının Merkez Bankası kısa vadeli avanslar için uyguladığı faiz oranı üzerinden faiz talep edebilecektir.  6102 sayılı yeni Ticaret Kanunu 3,8,9 ve 10.md’leri dikkate alındığında yasal faiz istenebilmesi konusunda bir ihtilaf bulunmamaktadır.

Ancak sorun bu tür kredilerdeki masraf iadelerinde, banka ve kredi finans kuruluşlarına karşı, Avans (Temerrüt/Reeskont) faizi talebinde bulunup bulunulamayacağındadır.   Avans faizi konusunda, Bursa Tüketici Mahkemesi’nin 30/12/2009 tarihli 2009/389 Esas.- 2009/418 Karar’ı sonrasında;

“… Davacının tacir olduğu dosya içeriğinden anlaşılmaktadır. TTK 21/1 maddesi gereğince tüzel kişi tacirin her türlü iş ve işleminin ticari olması asıldır. TTK 21/II maddesine göre taraflardan yalnız biri için ticari iş mahiyetinde olan sözleşmeler kanunda aksine hüküm olmadıkça diğeri içinde ticari iş sayılır. 3095 sayılı Kanuni faiz ve Temerrüt faizine ilişkin kanunun 1.maddesi gereğince Borçlar Kanunu ve Türk Ticaret Kanununa göre faiz ödenmesi gereken hallerde miktarı sözleşme ile tespit edilmemişse, bu ödeme yıllık yüzde oniki oranı üzerinden yapılır. Bakanlar Kurulu, bu oranı aylık olarak belirlemeyle yüzde onuna kadar indirmeye veya bir katına kadar artırmaya yetkilidir.

Aynı yasanın 2/1.maddesi gereğince temerrüde düşen borçlu sözleşme ile aksi kararlaştırılmadıkça birinci maddede belirtilen orana göre temerrüt faizi ödemeye mecburdur. 2/II maddesince TC Merkez Bankası önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli oranlar için uyguladığı faiz oranı yukarıda açıklanan miktardan fazla ise, arada sözleşme olmasa bile ticari işlerde temerrüt faizi bu oran üzerinden istenebilir.

Yukarıda açıklanan yasa hükümlerine göre davacının tacir olması nedeniyle 3095 sayılı Kanuni faiz ve Temerrüt Faizine ilişkin Kanunun 2/II maddesi gereği davacının Merkez Bankası kısa vadeli avanslar için uyguladığı faiz oranı üzerinden faiz talep edebileceği gözetilmeden yasal faize hükmedilmesi usul ve yasaya aykırı olup, kanun yararına bozma isteminin kabulü gerekir.” Kararı ile taraflardan birinin tacir ve yargılama mahkemesinin “Tüketici Mahkemesi” olması yönünden temerrüt faizi istenebileceği yönünden bozma kararı verilmiştir.(Yargıtay 13. Hukuk Daire 18.07.2011 tarih,2010/19122 E. 2011/11578 K.)

Yukarıdaki kararın içeriği her ne kadar “Telekom Aboneliği” yönünden ve tüketici aleyhine ve fakat davacı tacir tüzel şirket lehine ise de, karar taraflar bakımından iki taraflı ve tüketicinin davacı, tacir kurumun ticari işletmesinin de davalı olacağı “Bankacılık ve Tüketici Kredileri Sözleşmelerinden” doğacak benzer talepli davalar da uygulanabileceği görüşündeyiz. Ancak bu hususun kesin ve Banka Aleyhine “Tüketici ve Konut Kredileri” yönünden bu husustaki belirsizliğin sürdüğünü ve farklı Tüketici Mahkemelerinde, farklı uygulandığını da belirtmek isteriz. Çünkü bu faizin yasal ve/veya avans faizi konusunda kabul ve/veya reddi halinde bu seferde, vekil ile takip edilen davalarda karşı vekalet sorunu doğurabileceğini de belirtmek isteriz. Burada davanın sadece yasal/avans faiz reddi halinde; Eğer talep, geçmiş dönem faiz hesabının yapılarak, yani belirlenen bir rakam ve bu rakam üzerinden avans faizi talep edilmesi ve fakat mahkemenin yasal faize hükmetmesi halinde, davanın Kısmı Kabul ve yasal faiz ile avans faizi arasındaki farktan karşı vekalet ücreti doğacağıdır. Ancak, davada talep edilen avans faizi için geçmiş dönemde hesap yapılmadan ve asıl alacağa ilave edilecek bir avans faizi tutarı belirlenmeden, sadece avans faizi talebinde bulunulması halinde ise, mahkeme yasal faiz talebini kabul emesi ve fakat avans faizi talebini red etmesi halinde Yargıtay; davanın da, kısmen kabul değil, tamamen kabul edilmesi ve bu halde karşı vekalet ücretinin doğmayacağına hükmeden kararı mevcuttur. Kararda özetle ;

“Davacının işlemiş faizi de istemediği durumda, maddi hukuk bakımından alacağın bir kısmının reddedildiği gerekçesiyle mahkemece davanın kısmi reddedildiğinin düşünülerek davacının vekalet ücreti ile sorumlu tutulmasının doğru olmadığına ilişkindir. Davacı takip talebinde ve dava dilekçesinde yıllık %25 avans faiz ile takibin devamına karar verilmesini istemiş, mahkemece yasal faiz istenebileceği belirtilerek fazla faiz oranına yönelik talebin reddine karar verilmiştir. İstem ve karar arasındaki fark taraflar arasındaki maddi hukuk ilişkisine değil, faiz oranına dayalıdır. Davacının işlemiş faizi de istemediği göz önüne alındığında, maddi hukuk bakımından alacağın bir kısmının reddedildiğinden söz edilemez. Bu durumda mahkemece davanın kısmen reddedildiğinin düşünülmesi ve bu çerçevede davacının vekâlet ücreti ile sorumlu tutulmasının yasal dayanağı yoktur.” demektedir.  (Yargıtay 19.Hukuk Dairesi 04.05.2011 tarih,  2011/4011 E., 2011/6077 K.)

Bu sebeple bu karar doğrultusunda, meslektaşlarımızın dava açarken geçmiş döneme ilişkin  avans faizi taleplerinde bulunabileceklerdir.  Ama bu hususta bir hesaplama yapmadan ve miktar belirtmeden, miktarı belli olsa dahi bu rakamı geçmiş faiz dönemi açısından asıl alacağa eklemeyerek ve sadece geçmiş döneme ilişkin ve yargılamada karar verilinceye kadarki dönem için, sadece avans faizi talebinde bulunmaları halinde, mahkemenin faiz talebini yasal olarak kabul etmesi halinde dahi, davacı aleyhine sırf bu sebeple davanın “Kısmı Kabul Kararı” verilemeyeceği ve karşı taraf “Banka vekili lehine vekalet ücreti doğmayacağı” için bu husustaki tereddütlerin giderileceği bilinmelidir. Ancak, yine de uygulamada farklı karar ve kısmı Kabul/Red yönünden karşı vekalet doğacağına yönelik kararlarda verilebildiği ve/veya yukarıdaki Yargıtay Kararı içtihatının bizim düşündüğümüz gibi hukuki olarak yorumlanamayacağı ve Yargıtay kararındaki sorunun geçmiş dönem işlemiş faizin istenmemesine yönelik olduğu, sorunun dava açılmasından sonraki döneme ilişkin verildiği yönünde farklı hukuki ve karşı yorumlar da olduğunun bilinmesini isteriz.

E) TÜKETİCİ KREDİSİ SÖZLEŞMELERİNDE HAKSIZ ŞARTLAR

 a) Genel olarak

   4077 sayılı Kanun, “Sözleşmedeki haksız şartlar” başlıklı 6. maddesi  “Eğer bir sözleşme şartı önceden hazırlanmışsa ve özellikle standart sözleşmede yer alması nedeniyle tüketici içeriğine etki edememişse, o sözleşme şartının tüketici ile müzakere edilmediği kabul edilir. Bir satıcı veya sağlayıcı, bir standart şartın münferiden tartışıldığını ileri sürüyorsa, bunu ispat yükü ona aittir.”  demektedir. 6. maddeye göre; bankanın tüketici ile müzakere etmeden tek taraflı olarak sözleşmeye koyduğu, tarafların sözleşmeden doğan hak ve yükümlülüklerini de iyi niyet kurallarına aykırı düşecek biçimde, tüketici aleyhine dengesizliğe neden olacak sözleşme koşulları haksız sayılır ve tüketici için bağlayıcı değildir.

Buna göre;

Sözleşmedeki bir hükmün haksız şart olarak değerlendirilebilmesi için;

1) Satıcı tarafından müzakere edilmeden sözleşmeyi tek yanlı olarak konulmuş olması,
2) Tarafların hak ve yükümlülüklerinde tüketici aleyhine bir dengesizlik oluşturması,
3) Bu durumun iyi niyet kurallarına aykırı olması gerekir.

Haksız şart bulunması için belirtilen bu şartların tamamının aynı anda bulunması gerekir. Sözleşmenin tüketici ile müzakere edilip edilmediğini, kimin iddia ve ispat etmesi  gerektiği konusunda ise “Eğer bir sözleşme şartı önceden  hazırlanmışsa ve özellikle standart sözleşmede yer alması nedeniyle tüketici içeriğine etki edememişse, o sözleşme şartının müzakere edilmediği kabul edilir. ” (4077 s.k.md.6/4.fıkra)

Bu durumda bankaların tüketici kredi sözleşmeleri standart ve matbu sözleşmeler olduğu ve bu sözleşmelerin içeriğine tüketici tarafından müdahale edilemediği gerçeği de gözönünde bulundurularak, bunların müzakere edilmediği karinesi geçerli olacaktır. Sözü edilen yasal düzenlemelere ilişkin kanun ve yönetmeliğin ilgili maddeleri aşağıda verilmiştir.

b) 4077 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanununa göre:

        Sözleşmedeki Haksız Şartlar

        Madde 6- (Değişik: 6/3/2003-4822/7 md.)

Satıcı veya sağlayıcının tüketiciyle müzakere etmeden, tek taraflı olarak sözleşmeye koyduğu, tarafların sözleşmeden doğan hak ve yükümlülüklerinde iyi niyet kuralına aykırı düşecek biçimde tüketici aleyhine  dengesizliğe neden olan sözleşme koşulları haksız şarttır.  Taraflardan birini tüketicinin oluşturduğu her türlü sözleşmede yer alan haksız şartlar tüketici için bağlayıcı değildir.

Eğer bir sözleşme şartı önceden hazırlanmışsa ve özellikle standart sözleşmede yer alması nedeniyle tüketici içeriğine etki edememişse, o sözleşme şartının tüketiciyle müzakere edilmediği kabul edilir.

Sözleşmenin bütün olarak değerlendirilmesinden,  standart sözleşme olduğu sonucuna varılırsa, bu sözleşmedeki bir şartın belirli unsurlarının veya münferit bir hükmünün müzakere edilmiş olması, sözleşmenin kalan kısmına bu maddenin uygulanmasını engellemez. Bir satıcı veya sağlayıcı, bir standart şartın münferiden tartışıldığını ileri sürüyorsa, bunu ispat yükü ona aittir. 6/A, 6/B, 6/C, 7, 9, 9/A, 10, 10/A ve 11/A md.lerinde yazılı olarak düzenlenmesi öngörülen tüketici sözleşmeleri en az oniki punto ve koyu siyah harfle düzenlenir ve sözleşmede bulunması gereken şartlardan bir veya bir kaçının bulunmaması durumunda eksiklik sözleşmenin geçerliliğini etkilemez. Bu eksiklik satıcı veya sağlayıcı tarafından derhal giderilir. Bakanlık standart sözleşmelerde yer alan haksız şartların tespit edilmesine ve bunların sözleşme metninden çıkartılmasının sağlanmasına ilişkin usul ve esasları belirler.

c) Tüketici Sözleşmelerindeki Haksız Şartlar Hakkında Yönetmeliğe göre;

        Haksız Şart

        Madde 5-Eğer bir sözleşme şartı önceden hazırlanmışsa ve özellikle standart sözleşmede yer alması nedeniyle tüketici içeriğine etki edememişse, o sözleşme şartının tüketiciyle müzakere edilmediği kabul edilir.Sözleşmenin bütün olarak değerlendirilmesinden, standart sözleşme olduğu sonucuna varılırsa, bu sözleşmedeki bir şartın belirli unsurlarının veya münferit bir hükmünün müzakere edilmiş olması, sözleşmenin kalan kısmına bu maddenin uygulanmasını engellemez. Bir satıcı, sağlayıcı veya kredi veren, bir standart şartın münferiden tartışıldığını ileri sürüyorsa, bunu ispat yükü ona aittir. İşbu Yönetmeliğin ekinde, yol gösterici mahiyette ve sınırlayıcı olmamak üzere haksız olarak kabul edilebilecek şartlar listesi yer almaktadır.

d) Sözleşme Şartlarının Haksızlığının Değerlendirilmesi

       Madde 6- Sözleşme şartlarının tüketicinin anlayabileceği şekilde açık ve anlaşılır dille yazılmış olması gerekir. Bir sözleşme şartının haksızlığı değerlendirilirken, sözleşme konusu olan mal veya hizmetin niteliği, sözleşmenin yapılmasını sağlayan şartlar ve/veya onun bağlı olduğu sözleşmelerin tüm şartları dikkate alınır. Şartların haksızlığının taktirinde, bu şartlar açık ve anlaşılır bir dille kaleme alınmış olmak koşuluyla, gerek sözleşmeden doğan asli edim yükümlülükleri arasındaki, gerekse mal veya hizmetin gerçek değeri ile sözleşmede belirlenen fiyatı arasındaki dengeye ilişkin bir değerlendirme yapılamaz.Sözleşmede yer alan bir şartın ne anlama geldiği hukukun yorum yöntemleriyle belirlenemiyorsa, tüketici lehine olan yorum tercih edilir.

e) Haksız Sözleşme Şartları Karşısında Tüketicinin Hakları

      Madde 7- Satıcı, sağlayıcı veya kredi veren tarafından tüketici ile akdedilen sözleşmede kullanılan haksız şartlar batıldır. Yok sayılan bu hükümler olmadan da sözleşme ayakta tutulabiliyorsa sözleşmenin geri kalanı varlığını korur. Bu yönetmeliğine aşağıda verilen EK kısmında ise, yönetmeliğin 5.maddesinin son fıkrasında anılan Haksız Şartlar olarak  17 bend halinde sıralanmıştır.

f) Beşinci Maddenin Son Fıkrasında Anılan Türden Haksız Şartlar

a) Aşağıda yer alan sonuçları hedefleyen veya bu sonuçları doğuran şartlar haksız şarttır.

1) Tüketicinin, satıcı, sağlayıcı veya kredi verenin yapma veya yapmama şeklinde bir fiili sonucu hayatını kaybetmesi veya maddi zarara uğraması halinde, satıcı, sağlayıcı veya kredi verenin yasal sorumluluğunu kaldıran veya sınırlayan şartlar,
2) Satıcı, sağlayıcı veya kredi verenin sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüklerinden birisini kısmen veya tamamen ifa etmemesi veya ayıplı ifa etmesi halinde, tüketicinin satıcı, sağlayıcı veya kredi verene veya bir üçüncü şahsa yöneltebileceği taleplerini, herhangi bir alacağını satıcı, sağlayıcı veya kredi verene karşı var olan bir borcuyla takas etme hakkı dahil, bertaraf eden ya da ölçüsüz şekilde sınırlayan şartlar,
3) Satıcı, sağlayıcı veya kredi verenin, sadece kendisi tarafından belirlenen koşullarda edimini ifa edeceği, buna karşılık tüketicinin her halde ifa ile yükümlü tutulduğu şartlar,
4) Tüketicinin sözleşmeyi kurmaktan veya ifa etmekten vazgeçmesi hallerinde satıcı, sağlayıcı veya kredi verene, tüketicinin kendisine ödediği bedeli muhafaza etme hakkı tanıyan, ancak satıcı, sağlayıcı veya kredi verenin aynı türden davranışları için tüketiciye benzer bir tazminat hakkı tanımayan şartlar,
5) Yükümlülüklerini yerine getirmeyen tüketiciyi, ölçüsüz derecede yüksek bir tazminatla mükellef kılan şartlar,
6) Satıcı, sağlayıcı veya kredi verene sözleşmeyi özgürce fesh etme hakkı tanıyan, ancak tüketiciye aynı hakkı vermeyen şartlar ile, satıcı, sağlayıcı veya kredi verene fesih hakkını kullanmasına rağmen, henüz ifa etmediği edimler karşılığı almış olduklarını muhafaza etme hakkı veren şartlar,
7) Satıcı, sağlayıcı veya kredi verene haklı sebeplerin varlığı dışında süresiz bir sözleşmeyi her hangi bir uyarıda bulunmaksızın fesh etme hakkı tanıyan şartlar,
8) Süreli bir sözleşmenin, tüketicinin aksine bir beyanı olmaması halinde kendiliğinden uzatılmış sayılacağını öngören ve tüketicinin sözleşmeyi uzatmama yönündeki iradesini beyan etmesi için sözleşmenin sona ereceği tarihten aşırı derecede uzak bir tarih saptayan şartlar,
9) Tüketicinin, sözleşmenin kurulmasından önce fiilen bilgi sahibi olamayacağı sözleşme şartlarını, aksi ispat edilemeyecek şekilde kabul ettiğini gösteren şartlar,
10) Satıcı, sağlayıcı veya kredi verenin sözleşme şartlarını tek taraflı olarak ve sözleşmede belirlenmiş olan önemli sebeplerden bir olmaksızın değiştirebileceğine ilişkin şartlar,
11) Satıcı, sağlayıcı veya kredi verenin, teslim edilecek olan malın veya ifa edilecek olan hizmetin niteliklerini tek taraflı olarak ve haklı bir sebep olmaksızın değiştirebileceğine ilişkin şartlar,
12) Satıcı, sağlayıcı veya kredi verenin, semeni, ifa anında tespit edeceğini veya yükseltebileceğini öngören ve tüketiciye nihai fiyatın, sözleşmenin kurulması anında tespit edilen fiyata nazaran çok yüksek olması halinde sözleşmeden dönme hakkı tanımayan şartlar,
13) Satıcı, sağlayıcı veya kredi verene, teslim edilen malın veya ifa edilen hizmetin sözleşme koşullarına uygun olup olmadığını tespit etme hakkı veya bir sözleşme şartının nasıl yorumlanacağı konusunda münhasır yetki veren şartlar,
14) Satıcı, sağlayıcı veya kredi verenin temsilcileri tarafından üstlenilen sorumlulukları yerine getirme yükümlülüğünü sınırlandıran veya bu yükümlülüğü belli bir şekil şartına uyulmuş olmasına bağlıyan şartlar,
15)  Satıcı, sağlayıcı veya kredi verenin yükümlülüklerini yerine getirmemesine rağmen bütün yükümlülüklerini yerine getirmek zorunda olduğuna ilişkin şartlar,
16)  Satıcı, sağlayıcı veya kredi verene, tüketici açısından teminatların azalması sonucunu doğuracak olmasına rağmen, tüketicinin onayını almadan, sözleşme ilişkisini devretme hakkı veren şartlar,
17)  Tüketicinin mahkemeye gitme veya başka başvuru yollarını kullanma imkanını ortadan kaldıran veya sınırlandıran, özellikle onun hukuki düzenlemelerde öngörülmemiş bir hakeme müracaatını öngören, gösterebileceği delilleri ölçüsüz derecede sınırlandıran veya mevcut hukuki düzen uyarınca diğer tarafta olan ispat külfetini ona yükleyen şartlar.

F) TÜKETİCİ KREDİLERİNDE İSTENEBİLECEK MASRAFLAR

a) Genel Olarak

Bankalar, Tüketici ve Konut Finansman Kredilerinde çeşitli adlar altında birden fazla masraf istedikleri bilinmektedir. Bunlardan bazıları çeşitli isimler adı altında farklılaştırılmaya çalışılsa da genellikle; Dosya Masrafı, Komisyon Ücreti, İstihbarat Masrafı, Ekpertiz Ücreti, Kullandırım Komisyonu, Yeniden Yapılandırma Ücreti, İpotek Tesis Ücreti, İpotek Fek (Kaldırma) Ücreti, Peşin Komisyon, Katkı Payı, Hayat ve Konut Sigorta Poliçesi masrafları vb. adlar altında pek çok masraf alındığı ve piyasadaki faiz ve rekabet koşullarına göre değişmekle birlikte bu masraf tutarlarının da bazen çok fahiş tutarlara ulaştığı da bilinmektedir.

Banka ve kredi finans kuruluşları cephesinden bakıldığında, özellikle standart kredi sözleşmelerinin çeşitli maddeleri arasında bu tür masrafların alınmasının hukuken ve sözleşme serbestisi gibi nedenlerle yasal olduğu savunuluyor olsa da, pek çok yargı kararlarında bu ücretlerin haksız ve yasal olmadığı yolunda kararlar verilmektedir.

Yargıtay daha yeni kararlarında, hayat sigortası bedellerinin tüketici tarafından geri istenemeyeceğini, yine bu anlamda “Konut Kredisi borcunun erken kapatılaması halinde kalan ana para alacağı üzerinden alınan %2 cezai şart hükmünün yasadan kaynaklandığı için (4077 s.k.md.10/B.14.fıkra) bunun banka ve kredi finans kuruluşlarınca alınmasının haksız olmadığına (dikkat edilirse, burada faiz indirimi ve taksit miktar ve vadesinin değiştirilerek yeniden yapılandırmada değil, kredinin erken kapatılmasından bahsedildiği hususuna dikkat edilmelidir.) bunun yanı sıra ekspertiz ücreti ile istihbarat ücretinin banka veya finans kuruluşlarınca kurum dışınca yaptırılmasının gerekli olduğu durumda ve ancak fahiş olmamak ve banka tarafından belgelendirilmek ve bilirkişi incelemesi sonrasında hizmete göre tespit edilen bedele göre makul miktarın belirlenerek bu kısmı aşan tutarın tüketiciye iade edilebileceği yönünde kararlar vermektedir.

Ayrıca burada sayılan kalemlerden, İpotek Tesis ücreti ile, borcun kapanması sonrasında bankadan alınan İpotek Fek yazı ücretinin tamamı haksızdır.

Bilindiği üzere; “Harçtan müstesna tutulan işlemler” başlıklı 492 sayılı Harçlar Kanunu’nun 59.md/o bendi (Ek: 21/2/2007-5582/31 md.)  “Konut finansmanı kuruluşları ve ipotek finansmanı kuruluşları tarafından 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanununun 38/A maddesinde tanımlanan konut finansmanı kapsamında tesis olunacak ipotek işlemleri harçtan müstesnadır.” demektedir. Ayrıca bir ipotek fekki işleminin tapu dairelerinde yapılması hiçbir harç ve masrafa tabi değil iken, banka veya kredi finans kuruluşlarınca alınan ipotek fek yazısı ücreti de yasal değildir ve tüketici tarafından banka ve kredi finans kuruluşlarından iade istenebilecek masraflardandır.

Yargıtay 13.Hukuk Dairesi Kararlarının hemen hemen tamamında özetle belirtilen ifadeyi gerekçe yapmakta ve; “… Banka sadece kredinin verilmesi için zorunlu olan masrafları tüketiciden isteyebilir. Kredi verilmesi için gereken zorunlu masrafların neler olduğu konusunda ispat yükü ise davalı bankaya aittir. Aksi halde, diğer ücret ve masraflar başlığı altında maktu belirlenen bir miktarın tüketiciden alınacağına dair hükmün yukarıda açıklanan yasa ve yönetmelik hükümleri karşısında haksız şart olduğunun kabulü gerekir.” demektedir.

Yargıtay tüm kredi masrafları yönünden iadenin kabul edilebilmesi için, mahkemelerce yapılacak işlere ilişkin değerlendirmelerinde ise özetle; “Mahkemece, davalı bankadan bu yönde delilleri sorulduktan sonra, konusunda uzman bilirkişi ya da heyetinden kredinin kullanılması için zorunlu masrafların neler olduğunun ve miktarının tespiti için bilirkişi raporu alınması ve hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken bu yönler gözetilmeksizin eksik inceleme ile yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.” demektedir. (Yargıtay 13.Hukuk Dairesi 27.06.2011 tarih, 2011/3576 E., 2011/10221 K.)

Daha yeni tarihli bir kararında ise Yargıtay açıkça ”Davalı bankanın tacir olup, yaptığı masrafları tüketiciden isteme hakkı bulunduğu anlaşılmakta ise de, somut uyuşmazlığın tüketici hukukundan kaynaklandığı da gözetildiğinde, bankanın ancak davaya konu kredinin verilmesi için zorunlu, makul ve belgeli masraflarI tüketiciden isteyebileceğinin kabulü gerekir. Buna göre; mahkemece, davalı bankadan bu yönde delilleri sorulduktan sonra, bilirkişiden yukarıda belirtilen açıklamalar ışığında ve kredinin kullanılması için zorunlu ve belgeli masrafların neler olduğunun tespiti noktasında rapor veya ek rapor alınarak hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken bu yönler gözetilmeksizin eksik inceleme ile yazılı şekilde davanın tümden kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.” (Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 08.11.2012 tarih, 2012/23738 E., 2012/25211 K.)

Yargıtay benzer nitelikte “Yeniden yapılandırma” adı altında alınan masraf ücretinin de tüketiciye iadesi gerektiğine karar vermiştir. Karar da özetle; ”… 4077 s.k.m. 10/B maddesinin 14.fıkra hükmüne göre faiz oranının sabit olarak belirlenmesi halinde bir veya birden fazla ödemenin vadesinden önce yapılması halinde konut finansman kurulu erken ödeme ücreti talep edebilir. Erken ödeme ücreti %2 oranını geçemez. Kredi taksitlerinin vadesinden önce erken ödenmesi ya da borcun tümüyle ödenmesi halinde banka %2 oranını aşmayacak şekilde erken ödeme ücreti talep edebilir. Bankanın bu oranı azami miktarda kullanabilmesi için bunun haklı gerekçesini tüketiciye bildirmesi zorunludur. Mevcut olayda erken ödeme olduğu kabul edilemez. Yapılan işlem piyasada faiz oranlarının düşüşü ile birlikte bankalar arasındaki rekabet ile birlikte bankaların faiz oranında kendiliğinden ve talep üzerine yaptıkları indirimlerdir.   Her şeyden önce belirtmek gerekir ki sözleşme yapılıp taksitler ödenmeye başlandıktan sonra faizlerdeki düşüş nedeniyle bankayı yapılandırmaya zorlamak hukuken mümkün değildir. Ancak serbest piyasa koşulları nazara alındığında kredi kullanan tarafın krediyi tümüyle kapatarak başka bir bankadan daha uygun şartlarda kredi alabileceği düşünüldüğünde bankaların yoğun bir şekilde yapılandırma adı altında yeni bir uygulama geliştirdikleri görülmektedir. Tüketici Kanununun tüketicilere sağladığı en önemli haklardan birisi bilgilendirme aydınlatılma hakkıdır. Bu kapsamda esasen bankalar kredi verdiklerinde masraf komisyon. Ve eğer tüm giderler dahil olmak üzere çekilecek kredi tutarı, taksit miktarı ve sabit aylık ödeme yaparak bunu tüketiciye bildirmek durumundadır. Ancak piyasa koşullarında yoğun rekabet nedeniyle bankaların mümkün olduğu kadar düşük oranda faiz ilanları yaparak bilahare masraf ve komisyon adı altında aldıkları ücretlerle faiz oranını dolaylı şekilde artırmaktadırlar. Tüketici Mevzuatı yönüyle bu durumun kabulü mümkün değildir. Somut olayda bankayı yeniden yapılandırmaya zorlamak yasal olarak mümkün olmamakla birlikte banka kendi insiyatifiyle yapılandırmayı kabul ettiğine göre tüketiciye yapılandırma ile ilgili faiz oranını her şey dahil olmak üzere net biçimde ve kalan süre için ödenecek taksit tutarını bildirerek yapmak zorundadır. Borç yapılandırmasını kabul eden bankanın erken ödeme komisyonu adı altında ve plan değişikliği adı altında yeniden ücret talep etmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Dosya içerisinde toplanan tüm deliller, Hakem Heyeti kararı, Konut Kredisi Sözleşmesi, ödeme planı, bilirkişi raporu ve tüm dosya içeriğine göre, faiz oranlarındaki düşüş nedeniyle bankanın yeniden yapılandırma talebini kabul ettiği, bu nedenle masraf, komisyon adı altında ücret talep etmesinin usul ve yasaya uygun olmadığı, aksi halin haksız şart niteliğinde olacağı, yapılandırmanın tümüyle bankanın insiyatifinde olduğu, bu işlem kabul edildiğinden ayrıca masraf ve komisyon talebinin usul ve yasaya uygun olmadığı anlaşıldığından, davanın kabulüne,” denilmiştir. (Yargıtay 13.Hukuk Dairesi 15.12.2011 tarih, 2011/9823 E., 2011/19204 K.)

Son olarak Yargıtay’ın “Hayat Sigortası” Primleri hakkında verdiği kararın özetini de verelim. “Sözleşme kapsamında davacıdan tahsil edilen sigorta primlerine ilişkin kayıtlar haksız şart niteliğinde değildir. Çünkü kredi sözleşmelerindeki hayat sigortası tüketicinin bir menfaatini ihlâl etmekle birlikte, ona önemli avantajlar da sağladığından, bu kaydın tüketicinin zararına olduğunu söylemek olanaklı değildir.  Hemen belirtmek gerekir ki; her ne kadar mahkemece, kredi sözleşmesi kapsamında yapılan hayat sigortasına ilişkin hükümlerin ve bu kapsamda sigorta priminin davacıdan tahsil edilmesinin tüketici aleyhine haksız şart oluşturduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verildiği anlaşılmakta ise de, bir sözleşme hükmünün haksız şart olarak kabulü için gerekli bulunan açık ve haksız oransızlık unsurunun gerçekleşen somut olayda bulunmadığı anlaşılmaktadır zira, sözleşmenin bir hükmü, tüketicinin bir menfaatini ihlâl etmekle birlikte, ona önemli avantajlar da sağlıyorsa, bu kaydın tüketicinin zararına olduğunu söylemek olanaklı değildir. Davalı bankanın kredi borçlusunun hayat sigortası yapılmasındaki asıl amacının kredi borcunun teminat altına alınması olduğu, ancak belli bir prim ödeme borcu getirmekle birlikte, hayat sigortası kapsamına alınmasında davacı sigortalının da bir menfaatinin olduğu açıktır. Hal böyle olunca, sözleşme kapsamında davadan tahsil edilen sigorta primlerinin ilişkin kayıtların haksız şart niteliğinde olduğu gerekçesiyle ödenen primlerin davalıdan tahsiline karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.” (Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 08.11.2012 tarih, 2012/23738 E., 2012/25211 K.)

Kanaatimizce, Yargıtay kararında “Hayat Sigortası” primlerinin alınmasının haksız şart oluşturmayacağı gerekçesine katılmadığımızı ve bu konudaki içtihadın değişeceğini ummaktayız.

Şöyle ki; Yargıtay  karar gerekçesinde; “Açık ve haksız bir orantısızlık” kriterinden bahsetmiş, ama bunun nasıl belirleneceği konusunda bir yol göstermemiştir. Ayrıca bu sigortanın “Tüketicinin bir menfaatini ihlal etmekle birlikte diyerek tüketiciye hak vermiş” ama bunun tüketiciye daha fazla avantaj sağladığını belirtirken aslında bu sigortanın asıl amacının “Kredi borcunu teminat alma” kapsamında bulunduğunu ve asıl teminat, fayda ve menfaatin aslında kredi veren kuruluşunda olduğunu da  belirtmek zorunda kalmıştır.

Ancak unutulmamalıdır ki, bu karar Konut Kredisine değil “Şahsi Kefalet ve Rehin İmkanı Olmayan Tüketici Kredisi” yönünden olsa idi, Yargıtay’ın bu kararındaki gerekçelere kısmen de olsa katılmak mümkün olabilirdi. Ancak karar, “Konut Kredisi” yönünden yapılmış hayat sigortasına yönelik verilmiştir.

Burada unutulan husus ise, bu kredilerde hem “Şahsi Kefalet”, hem de konutun üzerine yasal “İpotek” tesisi hem de “DASK Sigortası” (Zorunlu Deprem Sigortası) teminatı da var iken ve böylece zaten banka lehine yeteri kadar “Kredi Riski Teminat” altına alınmış olması hususu nedense kararda göz ardı edilmiştir.

Kaldı ki  bu husus;  “… Aksine bir teamül, ticarî örf veya adet yoksa, satıcı bir mal veya hizmetin satışını o mal veya hizmetin kendisi tarafından belirlenen miktar, sayı veya ebat gibi koşullara ya da başka bir mal veya hizmetin satın alınmasına bağlı kılamaz.” (4077 s.k.md.5) hükmüne aykırı olduğu gibi, bizzat karşılıklı muvafakat, istek ve kabul de yok ise, kanaatimizce bu bedelin zorunlu bir masraf olamayacağı ve haksız şart olarak değerlendirilerek tüketiciye iadesinin gerekeceğini düşünmekteyiz.

Yine uygulama da bu tür sigortaların dahi, “Banka ve Kredi Finans Kuruluşlarının iştiraki olan Sigorta Şirketleri” aracılığı ile yapılması ve başka sigorta şirketlerinden daha avantajlı sigorta yaptırma imkanı olmasına rağmen, maalesef zımnen veya açıkça kredi veren kuruluşlarca buna izin verilmediği hususuna dikkat çekilmelidir.

Ayrıca, Konut Finansmanı Öncesi Bilgi Formu Usul ve Esasları Hakkındaki Yönetmeliğin 6.md/(2) bendi’ne göre Ayrıca, formun ön yüzünde yer alacak şekilde en az on altı punto ve koyu siyah harflerle, hayat sigortası, konut sigortası gibi yapılması isteğe bağlı sigortaların yaptırılmasının zorunlu olmadığına dair ibarenin yazılması gerekmektedir.” hükmüne rağmen,sanki hayat sigortası ve konut sigortasının yaptırılmasının isteğe bağlı olmasına yönelik bu maddenin, bu karar ile fiilen ve hukuken ortadan kaldırılmış olduğu da göz önüne alınmalıdır.

Bu sebeple, yukarıdaki Yargıtay kararının gerekçesinde, bu yönetmeliğin ilgili 6.md.(2) düzenlenen bu hükmüne hiç değinilmemiş olmasını, hukuken bir eksiklik ve tüketici hakları yönünden aleyhe bir haksız şartın görmezlikten gelinmesine yol açtığını düşünmekte ve Yargıtay’ın bu kararına dayanak yaptığı içtihatından yeni vereceği kararlarda döneceğini ummaktayız.

b) Tüketici Kredilerinde Masraf  İadesi  Zamanaşımı

4077 sayılı Tüketici Kanunu’nun 30. md’si “Bu kanunda hüküm bulunmayan hallerde genel hükümler uygulanır. demektedir. 6098 Sayılı yeni Borçlar Kanunu 146. md.’si (Eski B.K 125.md) “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, sözleşmeden doğan her alacak 10 yıllık zamanaşımına tabidir.” hükmünü içermektedir.

Yargıtay‘ın verdiği bir kararda;

     “Sözleşmeden doğan istirdat ve iade talebinin yasal dayanağının sebepsiz zenginleşme olup eski B.K 66.md’sine dayanılması gerektiğini ve bu madde gereğince öğrenme tarihinden itibaren 1 yıllık sürede talepte bulunulmadığı için istirdat talebinin zamanaşımına uğradığını gerekçesiyle banka vekilinin talebinin haksız olduğuna ve Sözleşmeye dayalı olarak davalı hesabından mahsup edildiği saptandığına göre uyuşmazlık, sözleşme ilişkisinde uygulanması gereken BK 125 maddesindeki 10 yıllık zamanaşımına tabidir. Uyuşmazlıkta sebepsiz zenginleşme hükümlerine ilişkin BK’nun 66.maddesi uygulanması mümkün değildir. HGK 2010/13-93-88 sayılı kararı da bu doğrultudadır. Mahkemece BK 66 maddesinde 1 yıllık zamanaşımı süresi esas alınarak itirazın kabulü ile Tüketici Sorunları Hakem Heyeti Kararının iptaline karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. (Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 18.07.2011 tarih, 2011/4736 E., 2011/11579 K. sayılı kararı)

G) TÜKETİCİ SORUNLARI HAKEM HEYETİ

a) Tüketici Sorunları Hakem Heyeti

      Madde 22- (Değişik: 6/3/2003-4822/29 md.)

Bakanlık, il ve ilçe merkezlerinde, bu Kanunun uygulamasından doğan uyuşmazlıklara çözüm bulmak amacıyla en az bir tüketici sorunları hakem heyeti oluşturmakla görevlidir.

Başkanlığı Sanayi ve Ticaret İl Müdürü veya görevlendireceği bir memur tarafından yürütülen tüketici sorunları hakem heyeti; belediye  başkanının  konunun uzmanı belediye personeli arasından görevlendireceği bir üye, baronun mensupları arasından görevlendireceği bir üye, ticaret  ve  sanayi  odası  ile esnaf ve sanatkar odalarının görevlendireceği bir üye ve tüketici örgütlerinin seçecekleri bir üye olmak üzere başkan dahil beş üyeden oluşur. Ticaret ve sanayi odası ya da ayrı ayrı kurulduğu yerlerde ticaret odası ile esnaf ve sanatkar odalarının görevlendireceği üye, uyuşmazlığın satıcı tarafını oluşturan kişinin tacir veya esnaf ve sanatkar olup olmamasına göre ilgili odaca görevlendirilir.

Bakanlık taşra teşkilatının bulunmadığı il ve ilçelerde tüketici sorunları hakem heyetinin başkanlığı en büyük mülki amir ya da görevlendireceği bir memur tarafından yürütülür. Tüketici örgütü olmayan yerlerde tüketiciler, tüketim kooperatifleri tarafından temsil edilir. Tüketici sorunları hakem heyetinin oluşumunun sağlanamadığı yerlerde noksan üyelikler, belediye meclislerince re’sen doldurulur. Tüketici sorunları hakem heyetlerinde heyetin çalışmalarına ve kararlarına esas olacak dosyaları hazırlamak ve uyuşmazlığa ilişkin raporu sunmak üzere en az bir raportör görevlendirilir. Değeri beşyüz milyon liranın (2013 yılı için belirlenen rakam 1,191.52 TL) altında bulunan uyuşmazlıklarda tüketici sorunları hakem heyetlerine başvuru zorunludur. Bu uyuşmazlıklarda heyetin vereceği kararlar tarafları bağlar. Bu kararlar İcra ve İflas Kanununun ilamların yerine getirilmesi hakkındaki hükümlerine göre yerine getirilir. Taraflar bu kararlara karşı onbeş gün içinde tüketici mahkemesine itiraz edebilirler. İtiraz, tüketici sorunları hakem heyeti kararının icrasını durdurmaz. Ancak, talep edilmesi şartıyla hakim, tüketici sorunları hakem heyeti kararının icrasını tedbir yoluyla durdurabilir. Tüketici sorunları hakem heyeti kararlarına karşı yapılan itiraz üzerine tüketici mahkemesinin vereceği kararlar kesindir. Değeri beşyüz milyon lira ve üstündeki uyuşmazlıklarda (2013 yılı için belirlenen 1,191.52 TL üzerindeki) tüketici sorunları hakem heyetlerinin verecekleri kararlar, tüketici mahkemelerinde delil olarak ileri sürülebilir. Kararların bağlayıcı veya delil olacağına ilişkin parasal sınırlar her yılın Ekim ayı sonunda Devlet İstatistik Enstitüsünün Toptan Eşya Fiyatları Endeksinde meydana gelen yıllık ortalama fiyat artışı oranında artar. Bu durum, Bakanlıkça her yıl Aralık ayı içinde Resmi Gazetede ilân edilir. 25 inci maddede cezai yaptırıma bağlanmış hususlar dışındaki tüm uyuşmazlıklar, tüketici sorunları hakem heyetlerinin görev ve yetkileri kapsamındadır.

Tüketici Sorunları Hakem Heyetleri Başkan ve üyeleri ile raportörlere verilen huzur hakkı veya huzur ücretinin ödenmesine ilişkin esas ve usuller, bir ayda ödenecek tutar 2000 gösterge rakamının memur aylık katsayısıyla çarpımı sonucu bulunacak miktarı geçmemek üzere Maliye Bakanlığının uygun görüşü alınarak Bakanlıkça belirlenir. Tüketici sorunları hakem heyetlerinin kurulması, çalışma usul ve esasları ile diğer hususlar Bakanlıkça çıkarılacak bir yönetmelikte düzenlenir.

b) Tüketici Sorunları Hakem Heyeti Vekil ile yapılan Başvurular Vekil Vekalet Ücreti ve Faiz Talebi

Tüketici Sorunları Hakem heyetine vekil aracılığı ile yapılan başvuruların kabulü halinde maalesef avukatlık karşı vekalet ücretine hükmedilmemektedir.

Buna gerekçe olarakta, 1136 Sayılı Avukatlık Kanunu’nun 164.md/son hükmüne dayanılmakta ve ”Dava sonunda kararla tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenecek vekalet ücreti avukata aittir.” hükmü “davadan” bahsetmektedir.

Ayrıca yine Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin 1.md’sinde “Avukatlık ücretinin kanun gereği karşı tarafa yükletilmesi gereken durumlarda, Avukatlık Kanunu ve bu tarife hükümleri uygulanır.” denildiği ve yine tarifenin 2.md’sinde “Bu Tarifede yazılı avukatlık ücreti kesin hüküm elde edilinceye kadar olan dava, iş ve işlemler ücreti karşılığıdır.” olarak belirtildiği ve tarifede “Hakem Heyeti Vekalet Ücreti” öngörülmediği için, maalesef bu sebeple avukatlık vekalet ücretine hükmedilmemektedir.

Tüketici Hakem Heyetleri de yasal faiz taleplerini kabul ettikleri, ancak avans faiz istemlerini red ettikleri ve maalesef hesap edilmesini isteyerek veya hesaplanıp rakam verilerek istenilen faiz tutarlarının, doğru rakam olup olmadığı konusunda hesap bilirkişilerine başvurma imkanı olmalarına rağmen (Tüketici Sorunları Hakem Heyetleri Yönetmeliği’nin 19.md’si) çeşitli sebeplerle bilirkişilere başvurmadıkları görülmektedir.

Bu nedenle Hakem Heyetleri arasında farklı kararlar olmakta birlikte bazen, talep edilen rakamı doğru kabul ederek aynen kabul kararı vermekte, bazen de geçmiş dönemde istenilen rakamın talep edilmiş olmasına rağmen, sadece ana paranın yasal faizi ile kısmen kabulüne denilerek kararlar verilmektedir. Bu da faiz rakamı ve hesaplanması ve/veya icraya konulan kararlardaki faiz miktarına ilişkin  itirazların doğmasına sebebiyet vermektedir.

c) Tüketici Sorunları Hakem Heyeti’nin re’sen ya da talep üzerine taraflardan evrak isteme yetkileri

Tüketici Sorunları Hakem Heyetleri “Uyuşmazlık konusuna ilişkin her türlü bilgi ve belgeyi taraflardan, ilgili kurum ve kuruluşlardan isteyebilir.“ (Tüketici Sorunları Hakem Heyetleri Yönetmeliği 21.md)

Ancak uygulamada, özellikle karşı tarafın elinde olan ve/veya temin edilmesinde güçlük çekilen bazı belge ve bilgilerin hakem heyetlerince bu madde hükmü gereği ellerinde yetki bulunmasına rağmen; maalesef bu yetkiyi kullanma konusunda heyetler çok istekli davranmamaktadırlar.

Bu yöndeki taleplere karşı;

5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun “Müşteri hakları” başlıklı 76.md/1 fıkrasına göre; ”Bankalar, müşterilerinin, verilen hizmetlerden kaynaklanan her türlü sorularına cevap verecek bir sistem kurmakla ve bu hizmetle ilgili bilgiyi müşterilerine bildirmekle yükümlüdür. Bankalar, kredi sözleşmelerinin onaylı bir örneğini müşterilerine vermek zorundadır. Talepleri hâlinde müşteri ile yapılan diğer işlemlere ilişkin her türlü belgenin bir örneği de müşterilere verilir. “ hükmüne göre; Tüketicilerin belge temini için banka ve finans kuruluşlarına bu maddeye dayanarak yazılı başvurmaları gerektiğini söylemektedirler.

Hatta bu madde belirtilerek bu yetkilerinin kullanılmasının istenmesine rağmen bu türdeki talebe yönelik belgeleri ilgili taraf veya kurum ve kuruluşlardan istemedikleri gibi, bu belgelerin eksikliğini ise yönetmeliğin Başvuru başlıklı “Uyuşmazlıklarla ilgili  başvuru, uyuşmazlık konusunu içeren dilekçenin, delil oluşturan ilgili belgelerle birlikte hakem heyetine verilmesiyle yapılır.” (Tüketici Sorunları Hakem Heyetleri Yönetmeliği 11.md) ’sini gerekçe göstererek bazı haklı talep ve istekleri de belge temini sağlanamadığı için reddettikleri de görülmektedir.

H) TÜKETİCİ MAHKEMELERİ

a) Tüketici Mahkemeleri

     Madde 23- (Değişik: 6/3/2003-4822/30 md.)

Bu Kanunun uygulanmasıyla ilgili olarak çıkacak her türlü ihtilaflara tüketici mahkemelerinde bakılır.

Tüketici mahkemelerinin yargı çevresi, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca belirlenir. Tüketici mahkemeleri nezdinde tüketiciler, tüketici örgütleri ve Bakanlıkça açılacak davalar her türlü resim ve harçtan muaftır. Tüketici örgütlerince açılacak davalarda bilirkişi ücretleri, 29 uncu maddeye göre kaydedilen bütçede öngörülen ödenekten Bakanlıkça karşılanır.

Tüketici mahkemelerinde görülecek davalar Hukuk  Usulü  Muhakemeleri  Kanununun  Yedinci Babı, Dördüncü Faslı hükümlerine göre yürütülür. Tüketici davaları tüketicinin ikametgahı mahkemesinde de açılabilir. Bakanlık ve tüketici örgütleri münferit tüketici sorunu olmayan ve genel olarak tüketicileri ilgilendiren hallerde bu Kanunun ihlali nedeniyle kanuna aykırı durumun ortadan kaldırılması amacıyla tüketici mahkemelerinde dava açabilirler. Gerekli hallerde tüketici mahkemeleri ihlalin tedbiren durdurulmasına karar verebilir.  Tüketici Mahkemesince uygun görülen tedbir kararları, masrafı daha sonra haksız çıkan taraftan alınmak ve  29 uncu maddede düzenlenen esaslara  göre bütçeye gelir kaydedilmek üzere, ülke düzeyinde yayınlanan gazetelerden birinde Basın İlan Kurumunca ve ayrıca varsa davanın açıldığı yerde yayınlanan mahalli bir gazetede derhal ilân edilir.

Kanuna aykırı durumun ortadan kaldırılmasına yönelik Tüketici Mahkemesi kararları ise masrafı davalıdan alınmak üzere aynı yöntemle  derhal ilân edilir.